sorarım kendi kendimeeee

bu ne biçim hikaye böyle… böyle garip bir şekilde dinleyip dinleyip duruyorum kaç zamandır, gözlerim doluyor gibi oluyor bir yandan. bir yandan ne alakası varsa, sözleri bile onca dinlemeye rağmen aklımda değil. bazı cümleleri sadece. tekrar ediyorum bir soru gibi. bir soru gibi, cevabı bulunamayın, sanki çokca sorulursa kendi içinden bir cevap çıkacakmışcasına çokca sorulursa cevabı bulunabilecek. belki de sadece daha da bulanıyor aklım. aklımı sevmiyor, genel olarak aklı diyemiyorum, belki iyi bir şeydir, bende ki değildir. hastamıyım neyim… gidesim de geliyor, yenilenip dinlenesim… neyse, sevmiyor olmak bulandırıyor olabilir aklı, seviyor olmak berraklaştırıyor belki. öyle olsa gerek. öyle böyle bir şey değil seviyor olmak, öyle diyor, öyle olanlar…. yada yolum açık olsun…

değişik değişik şeyler olmuyor. değişik eylemler, sohbetler, olaylar v.s. dünya hani küçük diyorlar ya, dünya gerçekten çok küçük. iki insan arasında ki mesafe çok daha büyük olabiliyor, bazen. neyse işte, bütün bunları ciddiye aldığımda sıkıntı çıkıyor, en ciddiye alınası konu bile o anda bir geyik vesilesi haline gelmiyorsa, dünya iyice küçülüyor…

bugün birde annemin mezarına gittik. iki yıl olmuş vefat edeli, allah rahmet eylesin. zamanla alakalı sorunlarımdan dolayı tam olarak algılayamasam da, çok olmuş. belki bu çokluk hissinden dolayı zaman algım da bozuldu. vefat ettiğinin ertesi günüde çok olmuştu, sonraki günde çok. hep çok olunca 2 yıl, 5 yıl, bilmem kaç yıl olması bir şey ifade etmiyor…

çokca evlen lafını da işitiyorum. ezandan çok duyuyorum herhalde bunu, nasılsın dan çok, başka başka ifadelerden çok. benim evlilik üzerine bildiğim, düşündüğüm hiçbir şeyle anlamlı bir bütünlüğü yok bu ifadenin. geç kaldın diyorlar, doğru, ama anlamlı değil. olur deyip geçiştiriyorum galiba. galiba olmayacak, ara sıra geyiğini yapmaya devam edeceğiz, bazen hüzünleneceğiz olmadı diye. yada belki birden bire olacak. aklım çok iyi değil ya, hesap kitap da yapamıyorum, şöyle şöyle olur, olsun v.s. diye…

iki yılda çokmuş, başka bir açıdan hiç, boş…

hiçbir yere yetişmem gerekmiyorsa da doğrudan, hep geç olmuş gibi hissediyorum. ve geç oldu diyorum, kalkayım, bir bahane illaki bulunur hareket edince… geç oldu, kalkayım artık….

6 yorum var “sorarım kendi kendimeeee” için

  1. ….
    Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    ….
    bende çoğu kez zaman erken diyorum zamanı vardı belkide..
    bazen doktorumun ağzından on yıl önce çıkan şeylerin erken söylendiğini düşünmüşümdür… şimdide söylenebiliyor oysa gerek yokmuş on yıl tedirginliğe…
    narkozu alıp bayılınca,erkenmiş diyorum telaşem ayılmak daha zormuş ayıldıktan sonra imiş asıl mesele…
    geç kalmamışsınızdır… kimileri acelecidir belkide….

  2. hem zamanın uzunluğunu/kısalığını/hacmini ‘özlemek’ belirlemiyor mu
    hem ‘bir zan değil mi hayat’
    hem dağınıklık en çok zihne yakışmıyor mu
    iki yakasını bir araya getirilemeyen cümleler değil mi bizim ayinemiz.
    hem aslolan dua değil mi, kül değil mi, selam değil mi :)

  3. her birimiz bu duyguları çoğu zaman yaşıyoruz gerçekten harekete geçmek burada çok önemli. çünkü durdukça ve dünya döndükçe o girdaptan çıkamıyorsun, yolunu kaybediyorsun. rabbim yar ve yardımcın olsun…

  4. zamanın muhteşemliği işte. parmak izleri kadar sınırsız zaman algılarımız. yaşımıza, işimize, içimize, dışımıza, sevincimize, hüznümüze, halimize… göre anlamlanan zaman. bazen de anlamsızlaşan işte. sadece var olan ve hızlı mı yoksa yavaş mı akıp gittiğini bile anlayamadığımız. iyi ki ahiret var!

    Rab(c.c.) zaman tasavvurumuzu murad ettiği minvalde eylesin.

  5. yüreğimize uygun bir acıyla sevinecek kadar hassas olmayı kendimiz seçtiysek, yaşamak elbette ince, derin ve dahi sancılı olur..

    çok genişlemeli kalbimiz, sevebilmek için!.

    Allah’ın ebedi rahmeti annenizin üzerine olsun…

  6. amin, allah razı olsun

Söyleyeceklerim Var