seyreyle güzel…
Geçen akşam, toplandık yine. Hava soğuktu, meczubun evi sıcak. ben en son giden oldum her zamanki gibi. Yetişemiyorum, sona kalıyorum sürekli…
Üşümüştüm, selam verip sobanın karşısına geçtim hemen. Sağolsun çocuk çay getirip ikram etti. Meczup her zamanki yerinde oturmuş ortamda olanları izliyordu. Rind aynanın karşısına geçmiş kendine bakıyordu. Gözü hiç ayrılmadı aynadan, öyle dalıp gitmişti sanki. Isındıktan sonra bende bir kenara geçip oturdum. Hal hatır sorduk birbirimize. Sonra muhtelif konular hakkında sohbet etmeye başladık. Normalde pek geveze bir insan olmama rağmen meczubun yanındayken çok konuşamıyorum. İster istemez susup dinliyorum konuşulanları. Duymaktan söylemeye fırsatım kalmıyor. Sohbetin bir noktasından sonra meczub yine görüşmeyeli dikkat çeken bir şeyin olup olmadığını sordu herkese. Çocuk anlattı ilkin, rüya görmüş….
Sevgiliyi gördüm diye başladı söze, yüzü gülümsedi. Elindeki çay bardağını inceledi. Sonra gözlerini yumup yavaşca, çayın her zerresinden tad alırcasına bir yudum aldı. Gülümsemesi gevşedi, daha rahat, daha huzurlu bir hal aldı sanki. Sonra devam etti. Sevgili elimden tuttu bir bahçeye soktu beni. Burası bahçemdir, mahremim. Görmediğin güzellikler vardır burada, ve fazlası. Vaktidir çocuk gezmenin, dedi. Kapıdan girdim, kocaman, türlü güzellikleri olan bir bahçe gördüm. Gezmeye başlasak sonu gelmeyecek gibi geliyordu bana. Yürüdük, bir suyun başına geldik. İç dedi, iç ki anlayasın susuzluğunu, iç ki artsın susuzluğun. Önce bir yudum içtim, sonra bir yudum daha. Suyun tarifsiz bir lezzeti vardı. İçtikce susuzluğum arttı, kendimi alamıyordum içmekten. Sevgili güldü halime, sonra tuttu elimden, devam edelim dedi. Zor da olsa sudan ayırdım dudaklarımı, yürümeye başladım. Her yanımızda türlü çiçekler vardı, çiçekler mislince kokular. Sarhoş gibiydim, ayrı ayrı her çiçeğe dokunasım vardı, arı gibi her çiçeğe konasım. Sevgili halimi gördükçe gülümsemesi artıyordu, hadi devam edelim deyip sürüklüyordu ardı sıra. Türlü meyvelerin olduğu bir yere vardık. Dalından kopartıp ikram ediyordu. Şimdi de açlığını gör diyordu, yavaş yavaş ye bütün meyvelerden. Kendimi hiç bu kadar aç, doymak bilmez görmemiştim. Meyveler o kadar güzeldi ki, saldırırcasına yiyordum sanki. Aldığım lezzetten dolayı kendimden geçmiştim, artık utanmam kalmamıştı. Garip bir hal içersindeydim, kendimden geçmiştim. Sevgili yine elimden tutup hadi, henüz bitmedi dedi. Bıraktım meyveleri takip etmeye başladım. Bahçe büyüdükçe büyüyordu sanki. Yorulmuştum, ama sanki ömür boyu da yürüyebilirmişim gibi geliyordu… bir kapıya vardık. Durduk kapının önünde. Sevgili yüzüme baktı, kelimeleri hafiften yuvarlayarak, sakin ve sessizce konuşmaya başladı. Bu kapı, bu bahçenin sırrıdır. Sen bahçeyi dışardan görensin henüz, sırrı bilen değil. Sonra kapıyı açtı, elimden tutup kapıdan geçirdi. Göz açıp kapanması süresince bir karanlıktan sonra ışıktan gözüm kamaştı. Aklım dondu. Gördüğüm bahçe sanki bendim, hem sevgili, hem bahçe, ama ne bendim, ne sevgili, ne bahçe. Aynı anda hem aynı hem ayrı görüyordum sanki olanları, başım dönüyordu…… öylece uyandım.
Çocuk hala rüyanın etkisinde gibiydi. Bende garip bir şekilde etkisine kapıldım ve anlatması bitmesine rağmen rüyayı görmeye devam ediyor gibiydim. Meczubun sesiyle kendime geldim. Hayırlara gitsin deyip güldü. Neşelendi. Maşallah çocuğa, büyüyor dedi. Sonra rinde dönüp baktı. Rind hala aynanın karşısında durup kendini izliyordu. Meczup ona seslenerek, göremedin mi hala dedi. Rind kendisine seslenildiğini fark etmedi ilkin. Meczup rind diye seslendi. Rind kendine gelip meczuba döndü. Meczup tekrar sordu, göremedin mi hala kendini. Yok dedi rind. Görürsün zamanla dedi. Gerek duyunca görürsün… ben ne olduğunu anlamamıştım, sordum meczuba, nedir olay diye. Meczup anlattı, rind kendini özledi, kendini görmek istiyor. Nasıl yani diye sordum, görmüyormu ki kendini. Meczup gülümsedi, rind sevgiliden başkasını görmüyor ki, bakma bizimle takılıyor öyle dedi… garipsedim…
Sende ne var ne yok dedi meczup. Sustum bir müddet, cevap veremedim. Hiç dedim. hiç ne dedi meczup. Hiç dedim. hiç ne diye tekrar sordu meczup. Bakınca var dersin, tutunca yoktur dedim. gülümsedi, maşallah dedi…
Sonra anlatmaya başladı yine değişik konular hakkında. Gençlikten bahsetti, yaşlılıktan. Olmaktan olmamaktan. En çok da olandan….
ne güzel rüyalar..
pur Aralık 24th, 2006 at 14:07
birlik!…
İki bedene bölünmüş tek bir ruh gibi
Birleşmenin verdiği dayanılmaz tat ile
Bir süre yok olmak!
Duyulan tek şey ise
Hızlanan bir nefes
Hangimizin ki mi? bilemiyorum
nefesim nefesinde çünkü!
Kelimeler!…
söyledikleri söylediklerim
ve söylediklerim söyledikleri
Diyor maşallah diyorum güzel dosta…
Sevgi ve muhabbetimle…
aninimus Ocak 6th, 2007 at 04:24