meczub duymuş, görmüş, - mü konuşmuş
leyla mecnundan bahsedecektim ya, şimdiye kısmet oldu. ki çok yorgunum, yeni geldim eve, saat gecenin 02.24 ü. atölyedeydim, gündüz çalıştık, dünyayı kurtardık. sonrasında geyik yaptık ve en sonrasında, gece iyice gece olmaya başlayınca sohbet açıldı birden. kitap okudu hocam, piyasada olmayan bir kitap. “emrenin sohbetleri”. 10 yıl önce vefat eden bir melami nin sohbetlerini derleyip kitap yapmışlar, özel olarak basmışlar. çok yararlı oldu. amca çok keyifli biriymiş… neyse, mevzu o değil şimdi… leyla ve mecnun diyorudum…
sohbet ediyorduk meczubla, daha doğrusu anlatıyordu ve ben dinliyordum. bir ara aşk meşk geçince tam yeridir diye leyla ve mecnun hikayesini sordum. dedim ki, nedir bunların çektikleri, aşk bu kadar kötü hallere neden sokar insanı ki biz ondan kutsal bir şey bilmeyiz… kavuşmak yokmudur sevgiliye bu kadar seven için… sarmak, sarmaşık gibi…
meczub bir müddet gülümsedi, sağa sola bakındı. anlatmak ve anlatmamak arasında kararsız kalmış gibi bir hali vardı. birde acaba anlar mı ki diye bakıyordu sanki bana. neyseki anlatmaya başladı :
leyla ve mecnun hiç ayrılmadılar ki. bütün o anlatılanlar herkesin kandığı bir yalan sadece. mecnun acılar çekmiş, çöllere düşmüş, kurtla kuzuyla arkadaş olmuş, ağlamış sızlamış hepsi yalan… leyla ve mecnun birbirlerine o kadar aşıktılar ki, sen ben, leyla mecnun kalmamış aralarında. her an bir olmuşlardı, birbirleri olmuşlardı. aşıklar kıskançtır, ve korkarlar başka bakışlardan. bu kıskançlık ve korkudan dolayı aşklarını, “bir”liklerini gizlemek istemişler, ve insanları kandırmak, bu hali gizlemek için türlü oyunlar yapmışlar. bakan onları ayrı görürdü, görünüşte ayrıydılar sadece. oysa mecnun konuşurken duyulan aslında leylanın sesi, leyla konuşurken duyulan mecnunun sesiydi. aşk yakıp eritmiyorsa “ben”liği, o aşk değildir. ama eğer aşk “ben”liği yakmışsa, artık benlik kalmamıştır, ve artık sevgili vardır yananın bedeninde. ben sevdim, aşık oldum diyerek sevgiliyi kast eder. ki fuzuli bunu anlamış ve şöyle demiştir :
kim cananı için canın severse, cananın sever
kim ki canı için cananı severse, canın sever
—-
dedi ve sustu meczub. eliyle yüzünü okşayıp gülümsedi ve sonra avuç içini öptü. kendinden geçmişti yine, sormak istediklerim vardı aslında daha ama sonradan soracaklarımın da gereksiz olduğunu anladım, düşününce, düşleyince…
buyuk adammis meczub, vesselam.
silik seksek cizgisi Mayıs 28th, 2006 at 12:46