hüzünlü belgeseller

Boğazımıza bir çok nefes daha dizilecek, en azından, nefes alabildiğimiz sürece… ve nefes almayı bıraktığımızda, belki bundan dolayı bir başkasının da boğazına dizilen bir nefes olacak…

Zamanla normale dönecek her şey. Her şey normale dönecek, ama normal artık o eski normalimiz olmayacak. Adı aynı nice farklılıklarımız var…

İfade etmekte yetersiz kaldığımız şeyler var, bu bizim eksiğimiz. Ama birde ifade etmek dediğimiz şeyin yetersiz kaldığı şeyler var. Bunları sıkça karıştırıyoruz galiba…

Bir çok yol var birde.

Doğru şeyleri yanlış yerde aramak gibi bir alışkanlık haline geliyor bazen hayat. Yanlışı kutsamakla beraber doğruyu ulaşılmaz bir ideal haline getiriyoruz. İşte ne güzel diyorsun da gerçekler öylemi diye cümleler duyabiliyor insan. Buna karşılık verilebilecek cümlelerin çoğunda (anlam zenginliği ve hakkıyla ifade edebilmek açısından) argo kullanmak gerekiyor, ama kullanamıyoruz her zaman…

İkinci bir dile sahip olduğumda, ve ikilik ortadan kalktığında, daha rahat anlatmış olacağım bir çok şeyi. En çok da kendime daha rahat anlatabileceğim…

9 yorum var “hüzünlü belgeseller” için

  1. lao, biliyor musun, geçen bişey dedin, üzerinde çok düşündüm.
    düya durmak yeri değidlir dedin ya hani, sanki bir saksı düştü başıma. bi nevi kendime geldim yani. evet, gidenler olacak, biz geride kalacağız. kaldığımız bu süre zarfında yerimizde durmamalıyız ama. hüznümüzün olduğu noktada durmakta ısrar etmemeliyiz yani. bohçamızı hazırlamalıyız falan. çünkü biz de gideceğiz. zamanı gelince.. yani dünya ne gidenler ne de geriye kalanlar için durma yeridir.

    bilge adamsın abi.

  2. bilgelik parayla satılsa, en kötüsünü bile bana satmazlar..

  3. bilgelik parayla satılsaydı bilgelik olmazdı.
    (bildiğin şeyleri söyletme bana.)

  4. =)
    bilgelik parayla satılsa, en kötüsünü bile bana satmazlar… sözü üzerine birşeyler geldi aklıma. şimdi tabii ki insan belki hiçbir zaman ben bilgeyim diyemeyecek. dememeli de. ama;
    nasıl bahsetsem. bir arkadaş birşeylerden bahsetti. kötü birşeyler. ve nasıl bu kadar emin olabiliyorlar anlamıyorum dedi.
    sonra kendime baktım. nasıl bu kadar emin olamıyoruz dedim?
    sonra aklıma o can sıkıcı filmdeki daha az can sıkan replik geldi. “dünyayı değiştirmek için ille de terörist mi olmak gerekir?” diyordu. tam anlatamadım ama. meczup anlatsın olmazsa. belki anlattım.

  5. “İşte ne güzel diyorsun da gerçekler öylemi” bir bu lafı duyarsam bir daha, neyse. bir de şu laf “takma kafana, sen mi kurtarırsın bu dünyayı, senin omuzlarına mı koydular”
    argo değil de kulak tıkayacağız ne kadar olursa. “ha bişey mi dedin duyamadım?” şeklinde.
    şu gerçekler de son zamanlarda fazla gerçek olmaya başladı ama, hakkı var milletin demek geldi içimden. ama ben de böyle dersem?

  6. ilkini anlamadım…

    ikincisi için, genellemelerden sakınmak lazım her zaman. evet, bazen dünyanın omuzlarımızda olmadığını bilmek lazım, yoksa haddi aşarız…

  7. “kalbin mührü dille açılmıyor” sebep belki de

  8. dil ne bilsin kalpden, illaki başka bir kalp gerekiyor…

  9. dünyayı bencilce sahiplenmekten, omuzlarımızda taşımaktan vazgeçmiyoruz bir türlü. hercü merc ediyoruz aleme dair ne varsa…
    bıraksak kendi haline, kendimiz de insana dönsek iyi olurdu.

Söyleyeceklerim Var