gazel : feryad ediyor bir gül içün

Kaç zamandır aklımdan geçiyor bir çok cümle. Hep müsait olmadığım zamanlarda. Müsait olmadığım zamanlarda duyuyorum kendimi, müsait olmamam lazım, kendimi duyuyorum…

Mansura da demiştim vakti zamanında, dinlememişti. Yüzün gördüm dedim elhamdülillah… mansura kimler neler demişti, sonra… küller bir nehir üstünde ismini yazdı, kimler okudu…

O değil, çok büyük bir aradan sonra meczubun yanına gittim. Utana sıkıla girdim içeri. Gözlerim dolu doluydu. Selam verip bir kenara geçtim, oturdum başım öne eğik. Meczub çay ikram etti, içemedim, başım öne eğikti. Hal hatır sordu meczub, cevap veremedim. Ağlamaklı halim artıyordu. Ağlıyordum galiba, kendime kabul ettiremeden… meczub kendi kendine bir şeyler söylüyordu. Sonra seslice, bu nedir, herkeste bir garip hal var diye söylendi. Herkes kimdi diye başımı kaldırdım, meczubdan başkasını görmemiştim girdiğimde. Sağıma soluma bakındım, çocuk ve rind de ordaymış. Orda görünüyorlardı en azından…

Meczup çocuğa seslendi, senin bu halin nedir, ne oluyor ? diye. Çocuk titrek bir sesle konuşmaya başladı. Rüyamda gördüm, celaleddin dedi ki, güneş gelince fark ettim, mumun aydınlığını ve güneşin aydınlığını. Güneşi görmeden, dünyayı mumun aydınlattığı kadar sanırdım. Sonra rüyamda gördüm, şems geldi, tebrizden. Dedi ki, ben karanlık bir ay idim, güneş aydınlattı beni de aydınlık saçtım. Hiçbir şey, kendinden ışığa sahip değildir… sonra gittiler. Sonra bir çok başkaları gelip gittiler, parıltılardan bahsettiler, parlamaktan. Sonra yunusu gördüm, dua istedim, sevgili dedim, susturdu. Gözleri doldu, henüz çocuksun, büyümen gerek dedi. Bazen büyümek çocukken sahip olanı kaybederek olur dedi. Ağladım, lütfen öyle olmasın dedim, ağladım, lütfen dedim, yunus gitti. Sevgili geldi, lütfen öyle olmasın dedim, çocuksun, büyümen lazım dedi ve arkasını dönüp gitti, lütfen diye seslendim, öyle olmaması için, lütfen… lütfen…

Meczub elinden tuttu çocuğun, ağlamaklı bir sesle, amin dedi…

Rindin sesi yükseldi birden. Belli belirsiz kelimeler, anlamıyordum. Cennet diyordu, zamansızlık, onlara elimizle yedirir içiririz, ikramda eksiklik olmaz. Cennet diyordu bir elden nasiplenmek, bütün ellerden üstün, bütün ellerden güzel. Güzel olan çok olan değildir, sevgili elinden olandır. Güzelin kendinden güzelliği olmaz diyordu, elden gelir… elden geldiğince koşmak gerekir peşinden… rindin sesi bir garipti, mezcup bir garip. Ağlama sesi çocuktan geliyordu. Garip görüntüler görüyordum. Hangi ses kimden geliyor bilmeden sesler duyuyordum. Birileri bir şeyler söylüyordu, başkaları da…

Şüphesiz insan zalimdir diye bir şey söyledi biri, biri başka bir şey insan üzerine.

Biri ayrılık dedi, diğeri hayalden bahsetti. Sevgili dedi sanki herkes. Herkesin sesi bir oldu. sonra yine farklı farklı sesler ve isimler. Herkes sustu birden. Çocuk düştü….

Ben düştüm…

Kalktığımda hiçbiri yoktu…

 

Bir ses sadece…

 

O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez. Verdiğinden ötürü hiç kimseden de mükafat beklemez. Sadece ve sadece yüce rabbini razı etmek ister. İşte böyleleri zamanı geldiğinde sevinci tadacaklardır…

5 yorum var “gazel : feryad ediyor bir gül içün” için

  1. perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk
    ki gözüm görmeye ol mâh-likaadan gayrı

    fuzuli

  2. amin…

  3. Tut ki sevgili bir bakışla gönle nazar etti…
    O nazar gönüldeki sarayı viranaye çevirdi…
    Yaktı kül etti, aklı duman gibi savurdu…
    Sonrası, sonrası büyümek olsa n’olur,
    Sevgili gidince kişi büyümüş bir ölü olur…

    Öylece nazar kılıyor etrafa, boş boş….
    Öyle iç çekişlerde buluyor kendi hüzün denizinde…

    Eline, gönlüne sağlık güzel dostun….

  4. Gâmım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
    Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

    Fuzûlî

  5. eyvallah…

Söyleyeceklerim Var