dilsiz kulaksız…

?Çekiniyorum artık aynı gibi görünen şeyleri söylemekten. Anlatamıyorum galiba, aynı değil, her defasında daha derin, daha derinden söylenen şeyler. Her söylediğimde biraz daha da anlamıyorum insanları, kızıyorlar, yine mi aynı şeyler diyorlar?, dedi çocuk. Kapı ağzında öylece kaldım, selam verip giremedim içeri. Gözleri doluydu yine, her zamanki gibi diye geçti aklımdan, değildi, her defasında farklı bir doluluk. Meczup gülümsedi,

Biz sevdik âşık olduk sevüldük ma?şuk olduk
Herdem yini dirlikde bizden kim usanası

 dedi. Sonra bana doğru dönerek, buyur etti. Selam verip bir kenara geçtim oturdum. Oturmamla beraber sustu sanki herkes. Rindin ayak sesleri geliyordu sadece. Garip bir şekilde bir sağa bir sola hızlı adımlarla yürüyordu. Dalgın gibiydi, ara ara belli belirsiz anlık gülümsemeler beliriyordu yüzünde. Sonra meczubun derin derin nefes almasını duymaya başladım. Sakin nefesler. Bir müddet ona bakakaldım, duruşunda rahatlatan bir şeyler vardı. Derken çocuğun ağladığını duydum, ara ara daha belirgin bir şekilde… sadece kendimi duymuyordum…

 

tövbe etmek nedir diye sordu çocuk belli bir süre sonra. Hayati bir şeyin cevabını bekliyor gibi bakıyordu meczuba, ölümcül bir hastalığın devasını öğrenmeye çalışan hasta gibi. Meczup bir şeyleri arıyormuşcasına bakındı bir müddet çevresine, sonra çocuğa dönüp baktı ve konuşmaya başladı. Tövbe, gönlünde onla aranda olan şeyleri tanıyıp atmandır, dedi. Nasıl diye sordu çocuk. Meczup devam etti konuşmaya. Kişi için uygun olmayan, hoş görülmeyen şeyler vardır. kişinin bunlara olan eğilimi, isteği, onlara gönlünde yer açmış olması, Allah ile arasında perde olur, ondan uzaklaşmasını sağlar. Kişi bunları zamanla tanır, gereksizliğini anlar ve atar gönlünden. Sonra hoş görülen şeyleri de atar, zira ona nispetle, onun dışında hoş olan hiçbir şey olamaz, onlardan da tövbe eder. İyi yada kötü hiçbir şey kalmayınca tövbe etmekten de tövbe eder, onu da atar. Onun dışında hiçbir şey olmayan gönül kalır, yere göğe sığmayan, yerdeki ve gökteki hiçbir şeyi de barındırmayan, onlarla kendini kısıtlamayan….  çocuk başını öne eğdi, göz yaşları damlalar halinde yere düşüyordu. Hıçkırarak, nasıl tövbe ederim sevgiliden diye sordu. Meczup gülümsedi, herşeyi yerli yerine koyarak dedi. Çocuk anlamsız bakan gözlerle baktı meczuba. Rind birden konuştu, gözün sevgilide, gönlün Allah?da olsun, dedi. Sonra gezinmeye devam etti. Meczup gülümseyen bir tavırla, ondan dolayı sev, sevgin ziyadeleşsin, perdelerin azalsın…

hala benden hiçbir şey duymuyordum… yok gibiydim, çıkıp gittim…

6 yorum var “dilsiz kulaksız…” için

  1. Orda bir yerlerde “Taze fasulye” pişiren bir filozof varmış :) [Bu siteyi sabote edesim geliyor bazen:)]

    Ayrıca rengi değişmeli sanki..Ne bilim bu kadar kara olmamalı..

  2. neden ?

  3. bence rengi gayet iyi gözümüzü yormuyor hiç değilse aksine dinlendiriyor BENCE :)

  4. Okumayı seviyorum, yanlış anlaşılmasın..
    Ama çocuğun ağlaması, meczubun üzülmesi içimi burkuyor..
    bir de ortam karanlık olunca …
    hasılı sizi biraz neşeli bulmak istiyor gönül:)

    sevgiler

  5. siyah ve beyaz her şeyi anlatır bence. karanlık ve aydınlık gibi, iyi ve kötü gibi. sevinç ve hüzün gibi barış ve savaş gibi. burda neşede var . velhasıl dünya gam yeri. selametle

  6. kimi neşesini yaşar
    şükür bize derdi düştü…

Söyleyeceklerim Var