dilde sermaye bir âhh kaldı…
Geçen gün çocuk uğradı cafeye. Cam kenarında oturup çevreyi izledik. Ben gelip geçen gemilere dalıp gittim. Yönlerine bakmadan, sadece uzağa gidiyorlar düşüncesine dalıp gittim. Çocuk gelip geçen insanları izledi. Benim farkında olmayışımın dalgınlığı karşısında, onun izlemesinin ayıklığı vardı. Ben donuk o canlıydı…
Bir ara hiç gemi geçmedi, uzak hayallerde. Ne uzak ne yakın vardı, ayılır gibi oldum, çocuğa baktım. Çocuğun gözleri ardı ardınca yüzlerce görüntü görür gibi hareketliydi. Yüzlerce görüntü, yada aynı görüntünün yüzlerce ayrıntısı… neye bakıyorsun böyle diye sordum. İlkin cevap verebilecek bir aralık bulamamışcasına suskun kaldı, sonra gözlerini dışardan içeriye çevirdi, insanlara diye cevap verdi. Nesine insanların diye sordum. Gördükçe cevap veremeyecekmiş gibi bir hal ile gözlerini kapattı ve öylece konuşmaya başladı… sana da oluyormu bilmem, baktığım bütün yüzlerin altından sanki onun yüzü çıkacakmış gibi geliyor. Sanki maske takmış, yada farklı bir haliymiş o yüzler gibi… sanki iyice dikkat etmezsem göremeyecekmişim gibi… bütün yüzlerde sanki onun güzelliği varmış gibi… sanki dikkat etmezsem hiç göremeyecekmişim gibi… sanki … gözleri dolmuştu hafiften çocuğun, gözleri kapalıyken bile belli olacak kadar dolgun… bir şey diyemedim ilkin. Bir şey demem gerekiyormuş da diyemiyormuşum gibiydim… ben bir şey diyemeden çocuk konuşmaya devam etti. Geçen gün bunu meczuba sordum, gülümsedi. Cevap vermedi uzunca bir süre. Tekrar tekrar sordum bir cevap alabilmek için. Meczup dedi ki, aşk garip bir şeydir, aşık olana kendisi dışında olan her şeyi bir gösterir, vahdeti görür, ama kendisinde çokluklar gösterir, kesreti görür. Bazende tam tersi olur, kendinde vahdet, kendi dışında kesret… Bazen kendisini sevgilide, bazen sevgiliyi kendinde görür… nadirende iki hali bir arada görür, vuslat olur… bazen…
Çocuk yine susup dışarısını izlemeye başladı, ben söylenenleri algılamakta güçlük çektim. Algılayamadım ve bir şey de söyleyemedim. Bir müddet sonra çocuk bana dönüp, büyümek hakkında ne düşünüyorsun diye sordu. Gözlerim doldu, titrek bir sesle cevapladım, bazen kaçınılmaz dedim büyümek… çocuk derin bir nefes aldı, sonra konuşmaya başladı, meczub dedi ki, zamanın olmadığı yerde büyümek gibi bir sıkıntımız olmayacak. Ama şimdi zaman var, ve nadiren zamandan etkilenmeden çocuk kalan insanlar çıkıyor. Garip bir şekilde onlarda her zamanda anılıyor, mecnun gibi, ama nadiren çocuk, pek nadiren… zaman içinde nasip, ama zamanın olmadığı yerde mutlaka, dileğin buysa…
Suskunluk oldu yine… sonra sordu, zamanın olmamasının zamanı ne zaman gelir acaba……
Nasip dedim….
Söyleyeceklerim Var