çok istememek lazım… hiç istememek lazım… istememek de ne ola ?
mandabatmazdaydık. faruk, davut ve ben… güzeldi sohbet, sakindi, dinlendiriciydi. o kadar ki, o dinlenmiş hal uzun süre devam edemezdi…
üsküdara geçtim, sevgili ryu’nun yanına. biraz geç olmuştu ama sağolsun bekledi. güzeldi onu görmek, üst üste bu kadar güzellik hiç devam etmezdi…
pur’u da görmüş olduk kısa bir süre için…
cep telefonları var, eskiden yoktu… bende de var şimdi, kullandım ve günün süprizi, ve offf…
sonra yönetmen geldi, sonra çınaraltı, sonra geç bir saatte evdeyim…
—-
ahlaksızlık şiddeti doğurur… çivi çiviyi söker… yada her koyun…
dikkat etmek lazım, deveye sormuşlar, boynun neden eğri? , doğru nedir ? diye cevap vermiş…
yalanı sevmemek lazım… sevmiyorum…
bir terslik var, istikrarla devam eden bir terslik var. hayırlara gitsin, allah yardımcımız olsun…
son olarak, benim adım hiçbir ortamda anılmaya deymez…
hakketten o kahveye değil manda ben bile batmam
faruk Haziran 25th, 2006 at 02:50
o fincanların etrafı yeşildi bu arada yanlış hatırlamıyorsam… belki sarı olanları da vardır… bak ne geldi şimdi aklıma…
lao Haziran 25th, 2006 at 15:37
o fincanların etrafı yeşildi. sarı olanlar da var mıydı, hatırlamıyorum.
mdy Haziran 25th, 2006 at 16:08
o fincanlar yeşildide, niye sadece etrafı sarı ve yeşil olanlara türkü yakılmış?
diyelimki maviymiş etrafı:
fincanın etrafı mavii aman aman
…
sonrası nasıl olurdu?
flh Haziran 26th, 2006 at 23:23
fark etmezdi muhtemelen flh. fincanın rengi fark etmezdi, o anda o renklerde varmış yarin hanesinde…mavide olsaymış kırmızı yada renksiz yada pembe…
at kolun kolların … diye devam ederdi…
etmezmiydi ki acaba ? benim aklım orda kaldı, maviye yetmedi…
lao Haziran 27th, 2006 at 09:21
illaki ederdi.
flh Haziran 27th, 2006 at 21:00