atım araptır benim ammaaaaaaaan
ben aslında sinirli bir insan değilim. çok sinirleniyorum son zamanlarda, özellikle ev halkına… hiç hoş değil, hiç hoş değil, hiç hoş olmayan bir şey…
… bu yıl böyle giderse halim haraptır benim… diyor, serhoşum da diyor türkünün devamında… ben değilim…
eskiden ne güzel sürme çekerdim gözlerime, artık çekmiyorum, saçları kısaltınca sürme sürülmezmiş gibi geliyor. çok saçma… sürme çekeyim ben…
sonra ılgar bizi neylesin, kalk gidelim sazlaraaaaa vay vay…
misket havası vardır, eğlencelidir felan, oynamak için çalınır. oysa bir ağıttır. misket lakaplı bir hatun vardır, ufak tefek, güzel bir şey. onu seven bir çocuk vardır, bide başka bi adam sevmiştir. zamanın delikanlılarından, efelerinden. ikiside kızı ister, çekişme başlar. meydanda paylaşılsın kozlar denir. başlarlar dövüşe. epeyce sürer, büyük olan delikanlı rakibine hayran kalır, bu gence yazık olur der, geleceğin önemli delikanlısıdır. vaz geçer mücadeleden. bayram havası başlar, genç için kutlamalar olur. kızın evine doğru gidilir, düğün alayı. merak ve heyecanla bekleyen kız gelenleri görebilmek için elma ağacına çıkmıştır. yakınlaştıklarında ağacın dalı kırılır, kız düşer ve ölür… ama hareketli çalarlar, oyun havası gibi, benimde oynayasım gelir her defasında, ama hüzünlenirimde bir yandan… belki düşmediğini varsayarlar kızın… yada belki ben yanlış okumuşumdur hikayeyi… daracık daracık sokaklar, misket şeker yuvarlar, ben miskete doymadım, doysun kara topraklar…
bide ankara da yedim taze meyvayı vardır… o çok kötü yapar insanı… babamın oğlu var, anam ağlasın dediğinde utanmıştım sanki benim için söylenmiş gibi…
işte hayat bir garip… hareketlenelin ve ‘ al yanak allanıyooooor, aman al yanak allanıyooooor’
diyelim… neşete söyletelim veya…
bide dinlemediyseniz, mutlaka neşet ertaştan ‘evvelim sen oldun ahirim sensin’ i dinleyiniz.. muhakkak ki dinleyiniz… sonra unutunuz. unutmak güzeldir…
kendimle çeliştim, ama o kadar kusur kadının kızında da olur, kendisinde de…
“evvelim sen oldun ahirim sensin” unutulabilir mi ki?
adı kalmasa da geride sızısı kalır gönülde…
Anonymous Haziran 21st, 2006 at 08:32
işte çelişki o zaten… sonra üç beş fazladan yara toprağı etkilemez… onun için unutmak bazen…
lao Haziran 21st, 2006 at 12:15
bir de dediler ki nazlı yarin pek hasta, başında okuyan hocası olsam vardır unutulacak. atladın lao efendi!
faruk Haziran 21st, 2006 at 13:37
belki de unuttum… unutulacak o kadar şey öğrenmişim ki, tek başına hepsini unutmak zor… biri yardım etmeli…
yoksa neler neler var…
lao Haziran 21st, 2006 at 13:46
“…Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”
unutamayanlar vardır bir de. unutmak iyidir belki unutmamak daha kötü… ama nerdeee, nerdeeee…..
velhasıl büyük söz söylemiş büyük sait faik…
mdy Haziran 21st, 2006 at 14:49
yani diyorsun ki davut, bi kahve içelim…
lao Haziran 21st, 2006 at 23:25
http://rapidshare.de/files/1828939/erol_coeke_misket.mp3.html
bir misket havası var bu linkte.
burdada şöyle diyor misket hatun için: çok memleketler gezdim aman, misketten güzeli yok.
bide işte müftüye danışmışta yiğit yarsız olurmuymuş ondan bahsediyor.
bide diyoki: el oğlu değilmi sevdide gaçıverdi.
Anonymous Haziran 21st, 2006 at 23:31
bugün perşembe, yarın cuma. evet bir kahve içsek diyorum.
bakalım unutmak ve unutmamak adına neler hatırlıyoruz, hayırlısı…
mdy Haziran 22nd, 2006 at 11:28
içelim davut…
onlar sonradan ilave edilmiştir anonimos. kötülemek maksatlı, misketi çekemeyenler tarafından
lao Haziran 22nd, 2006 at 11:45
ismail işte bu yüzden alem yapıyorum haber vermiyorum. bak kaçtır laf sokuyorum ama hala bi cuma sen de gel dmeiyosun ayıp be :p
faruk Haziran 22nd, 2006 at 12:39
hacı faruk, şu dünya da senin benim yaptığım hiçbir şeye davetiyeye ihtiyacın yok, kapılar daima açıktır. ki sen basıncısın, zaten niye buradasın kardeşim diye kimse de soramıyor sana…
ayrıca davetiyeye gerek olduğunu düşünüyorsan, cuma akşamı saat 7 de mandabatmaza buyur, gel, bi kahve içelim, sohbet edelim…
lao Haziran 22nd, 2006 at 13:16
ben de gelebilir miyim?
Anonymous Haziran 22nd, 2006 at 16:30
ben de ben de :))
daffy duck Haziran 22nd, 2006 at 16:35
gelmek isteyen arkadaşlar şaire sormalı, bana değil. zira sağolsun o anlatıyor, birikiminden bizlere de bir şeyler aktarıyor… ama mandabatmaz herkese açık bir yer tabi, gelenlerle sohbet etmek güzel olur
lao Haziran 22nd, 2006 at 17:10
tabiki gelsin herkes, sohbet edelim. güzel de oluyor kahvesi mandabatmazın. tabi kahve bahane…
lao çok sağ olsun zira bana sürekli iltifat eder.
mdy Haziran 22nd, 2006 at 18:24
davutdan izin çıktı, ne güzel. akşam 7-7.30 arası mandabatmaza buyursun isteyen herkes… belki ryu üstad da gelir, düşük bir ihtimal olsa da, zira çok yoğun geçiyor programı…
lao Haziran 23rd, 2006 at 09:18
Phileossophia Kahve Zirvesi 23 Haziran 2006 Cuma saat 19:00-19:30 arası Mandabatmaz’da yapılacaktır. Katılımınızı bekleriz.
Davetiyesiz eksik kalırdı, şimdi tam oldu.
Anonymous Haziran 23rd, 2006 at 13:32
eyvallah anonymous, ama ” Phileossophia Kahve Zirvesi” yerine “mdy kahve sohbetleri” demek daha doğru olur
lao Haziran 23rd, 2006 at 13:51