“arpa orağa geldik” de “kalkın selama durun” kısmı…

Zor attım kendimi meczubun evine. Nefes nefese… gözlerim kızarıktı, birden içeriye öylece dalınca şaşırdı. Hayırdır diye sordu… cevap verecek gibi oldum, kelimeler boğazıma takılıp kaldı. Birden tutamadım kendimi, ağlamaya başladım… seslice… uzun uzun…

Kendimden geçmişim. Kendime geldiğimde yatakta ölü gibi hareketsiz uzanır buldum kendimi. Yanı başımda dikilmiş izliyor gibiydim . Sonra kendimden baktım çevreme. Meczup başımda bekliyordu. Hafif bir tebessümle gezdiriyordu bakışlarını yüzümün her noktasında. Her noktası keşfe değer gibiymiş…

Dâr-ı dünya deli gönlüm gibi viran olsa
Ne cihan olsa ne can olsa ne hicran olsa

Deyip sustu. Bakışları daha da keskinleşip, daha da derinlere bakar gibi oldu. Bana bakarken gördüğü ben değildim sanki, yada bakışında ben göremiyordum kendimi. Konuşasım vardı, bir çok şey hissediyordum, dile getirip kurtulmak istiyordum sanki. Bir çok şey benden bağımsız olarak aklımdayken, kontrol edip dile getiremiyordum. Viran olmak geçiyordu demin söylediği sözlerde. Öylemiydim bilmiyorum. Ben kendimi bilemedikçe meczuba sorasım geliyordu. Biliyormusun ne haldeyim diye sorasım vardı…

Tam bir şeyler söylecek gibi olmuşken yine söze başladı :

Bir dil-rubâya düştü gönül mübtelâsı çok
Aşkın safâsı yok değil ammâ cefâsı çok

Evet, safâ. Yada cefâ. Bunları mı düşünmem gerekiyordu. Aslında sanki bu değilmiydi aklımdan geçen. Elimi yüzüme götürdüm, incelemek istedim. Meczub ne görüyordu ki acaba. Kırışıkları hissettim. Sonra ıslaklık. Epeyce ağlamışım, hala da gözlerimden yaş geliyormuş. Yaş geliyor ve hissetmiyorum, ne garip. İnsanın her şeye alışması gibi köreltici bir yanı var. Ve insanı kurtaran her şeye alışması gibi bir özelliği var. Zihnim sigara dumanı gibi dağılıyor odanın her yerine. Duman görünmez oldukça, kokusu artıyor…

Toparlamam lazım sözlerimi. Rabbim düştüm, kalkmama izin ver. Rabbim sustum, sözlerime izin ver. Derince bir nefes aldım. Toparlanıyorum sanki. Düşünceleri gerekli ve gereksiz diye ayırdım hemen zihnimde. Gerekli olarak kalan son düşünceyi şimdi dile getirebilirim herhalde. Ne çok gereksizlik varmış aklımda. Ne çok zaman varmış, onları da gerekli çıkartabilecek. ?Ben aslında diyecektim ki? diye söze başlarken meczub hiç duymamış gibi araya girdi, ve devam etti sözüne…

Kâşkî sevdiğimi sevse bütün halk-ı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânan olsa

Devam edemedim. Şimdi tekrar hissetmeye başladım yüzümdeki yaşları. Kırışıklıklar anlamlı hale geldi. Meczubun gördüğünü gördüm. Ben değilmişim, ben demek isteyeceğimmiş….

bir yorum var ““arpa orağa geldik” de “kalkın selama durun” kısmı…” için

  1. hayat bir sudur, önünde durulmaz..

Söyleyeceklerim Var