tesadüf

blog açılmış. az önce tesadüfen öğrendim bende. alışmıştım kapalı olmasına, ara ara özlemiş olsam da. şimdi açılınca sanki yazmak gerekiyormuş gibi geliyor, bir sorumluluk gibi, saçma da olsa bir düşünceyi herhangi bir neticeye bağlamadan bırakmama sorumluluğu gibi.

blog açılmış, bir kaç yıl önce de açılmıştı, hatırlıyorum. neredeyse bir şey değişmedi o günden beri diyeceğim, çok şey olmuş olsa da. o çok şeyin akılda kalan yanları daha ziyade üzücü şeyler, bazı insanların artık olmaması gibi. onun dışında, değişmeyen bazı şeyler yüzünden neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini düşünmeme sebep olan dışında, artık eskisi gibi anlatamıyor olmak. eskiden de iyi değildim anlatmakta, ama en azından bir ucundan tuttuğum hissi vardı. hisler bizi kolay aldatır, çok şükür, yoksa nefes almakta güçlük çekerdik. hisler bizi hem kolay aldatır maalesef, bazen, bazı durumlarda…

blog açılmış, hakkınızı helal edin. bilerek bilmeyerek okuyabiliyor insan bazen yazılanları, zamanını kaybetmiş olabiliyor. ben sanki çoğunu kaybetmiş gibiyim, o yüzden zamanımda çok. parasını kumarda kaybeden biri gibi, daha çoğu olsa, daha çoğunu kaybedecek. insanoğlu ilginç, daha çoğunu kaybedemedim diye de üzülebiliyor…

çöldeysek mesela ve susuzluktan harap olmuşsak, ama biliyorsak ki dünyanın diğer ucunda yağmur yağıyor, umudumuzu yitirmemeliyiz… hala su ile aynı yeryüzünü paylaşıyoruz… tabi umudumuz çöle nefret sebebi olmamalı…

blog açılmış, benim kapanasım var…

hamd olsun kediler var

insanın ne zaman öleceğini bilmemesi iyidir, bu sayede birini / bir şeyi sonsuza kadar sevebileceğini düşünür dedi meczup, sonra devam etti, birini / bir şeyi sonsuza kadar sevebileceği düşüncesi sonrasında insanı bu zaman içinde sonlu olan, ölümlü olan şeylerin ötesine taşır. başka bir açıdan, ölmeden, ölebilir insan. bu zamandan, başka bir şekilde işleyen bir zamana […]

kumsala vurana kadar balık yüzmeyi dert sanırmış

bir yerden başlamak gerekir diye… attığımız adımın bereketli olması niyetiyle. özellikle bereketli olsun isteği ve insancı ile. bir adım, görünüşte ve bizim imkanlarımız dahilinde sadece bir adımdır. bir adım bereketi, atıldığında bilmediğimiz yerlere ulaştıracak kadar büyük olabilmesi, yada bilmediğimiz bir ferahlığa sebep olabilmesi…
öylesine, o niyetle attım adımlarımı. pek yürüdüğüm söylenemez, tembellik yapıyorum. adım atıyorsam da […]

akıl ile kalp arasında kalıyor dil. birbirine bağlanamayan iki kelime gibi bazen.  bazen önemsemesekte olanı biteni, olup bitiyor ve olanın yanında önemsizleşiyoruz. bu bir sorun mu, bilmiyorum…

deli dediğin dünyaya nefes aldıran deliktir

başlasam uzun cümleler kuracak gibi oluyorum. düşüncesi daraltıyor nefesimi, nefes, kısa cümleler için dahi kısa kalıyor. hallere ilişkin muhtelif belirlemeler, isimlendirmeler getirebiliyoruz, getiriyoruz, getiriliyor. bütün bunlar, gölün üzerine yağan yağmur gibi, güzel görünebilir, ama biz gölü değil, çölü yaşıyoruzdur. her ne ise, anlamsız olan bir şeyi anlatmak başka bir anlamsızlığın içine düşmektir. galiba, anlamsız olanı […]

ben de çay içtim


yazmaya niyet edince saklanıyor anlam. öylesine kelimeler bir araya gelince, istemeyerek bir araya gelmiş ve bir arada duran insanlar gibi oluyor cümle… gitmek, aynı zamanda bırakmaktır, ve belki tersi de mümkündür. bırakmak, aynı zamanda gitmiş olmaktır

saatleri ayrıştırma enstitüsü

aslında şu an uyuyor olmam gerekirdi, yada en azından daha hayırlı bir iş yapıyor olmam…
aslında şu değilde bu şeklinde ifade edilen bir çok şey yapıyorum. yapmak fiili burada daha çok cümle içinde fiil olarak kalıyor, ifade etmeye çalıştığı şey açısından değil. aslında tam fiil de değil bu fiil yani.
düzenli olarak aynı soruyu sorup düzensiz fakat […]

uşşâk’ın yüzü suyu hürmetine

rabbim, inandım ve iman ettim ki leyla kulunu çok güzel yaratmışsın. rabbim, inandım ve iman ettim ki sen eşsiz ve benzersiz yaratansın, leyla kulunu eşsiz ve benzersiz yaratmışsın. rabbim, inandım ve iman ettim ki mecnun kuluna bu hakikati görmeyi, bilmeyi, sevmeyi, idrak etmeyi nasip ettin…
rabbim, leyla kulun gitti, mecnun ne yapsın…

ramazanın bitmesi üzdüyse de

namaza geç kaldık, giremedik camiye. taş üstünde ancak kılabildik, namazdan ilk çıkanlar olduk, bir ilk oldu, değişikti.
sonra üç beş akraba ziyarete, kimse kalmamış neredeyse yaşlılardan. kalanları da ben en az 5 senedir görmüyordum, görmüş olduk, sevindiler, sevindik.
sonra kahvaltı mesela, uzun zamandır yalnızken, babam geldi, kardeşim geldi, ablamlardaydık. rahmetli annemin her bayram yaptığı su böreğine yakın […]

« Previous Entries